Üniversitemiz Sosyoloji Bölümü tarafından düzenlenen 5. Sosyoloji Günleri Öğrenci Araştırma Sempozyumu, 8–10 Mayıs 2026 tarihleri arasında Üniversitemizde gerçekleştirildi.
Yoğun katılımla düzenlenen sempozyum kapsamında, İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü bünyesinde yazılan nitelikli lisans tezlerini teşvik etmek amacıyla verilen Al-Biruni Ödülü de sahibini buldu. Ödül, sempozyumun kapanışında, 10 Mayıs Pazar günü düzenlenen törenle takdim edildi.
En iyi lisans tezi kategorisinde verilen Al-Biruni Ödülü, 2025 yılında teslim edilen lisans tezleri arasından Dr. Öğr. Üyesi Tesnim Khriji danışmanlığında Aysha Shahalabath tarafından hazırlanan çalışmaya verildi. Shahalabath, “Disciplined Bodies, Disciplined Minds: A Critical Inquiry into the Wellness Industry” başlıklı teziyle ödüle layık görüldü. Ödül, Shahalabath’a CUNY John Jay College ve İbn Haldun Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mücahit Bilici tarafından takdim edildi.
Ödül değerlendirme komitesinde Dr. Nesibe Demir (Medipol Üniversitesi & İbn Haldun Üniversitesi), Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Başak (İbn Haldun Üniversitesi) ve Dr. Abdirashid Diriye Kalmoy (İbn Haldun Üniversitesi) yer aldı. Al-Biruni Ödülü kapsamında, en iyi lisans tezi sahibine 20.000 TL ödül verildi.
Ödül alan çalışma, wellness ve fitness endüstrisini neoliberal yönetimselliğin bir alanı olarak eleştirel biçimde incelemektedir. Çalışmaya göre öz bakım ve iyi oluş pratikleri yalnızca bireysel tercihler olarak değil, aynı zamanda disipline edici mekanizmalar olarak işlev görmektedir. Küresel wellness ekonomisinin hızla büyüdüğü ve ruh sağlığı sorunlarının arttığı bir dönemde araştırma, wellness söyleminin benlik inşası, bireyin sıkıntıdan sorumlu tutulması ve duygusal yaşamın metalaştırılması süreçlerindeki ideolojik rolünü sorgulamaktadır.
Michel Foucault ve Byung-Chul Han’ın kuramsal yaklaşımlarından; William Davies ve Eva Illouz’un eleştirel perspektiflerinden yararlanan çalışma, mutluluk ve fitness arayışının biyopolitika, psikopolitika ve duygusal kapitalizm rejimleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele almaktadır. Bu kuramsal çerçeveler, bireylerin wellness adı altında kendilerini sürekli izlemeye, optimize etmeye ve markalaştırmaya yalnızca teşvik edilmediğini, aynı zamanda buna zorlandığını göstermektedir. Böylece psikolojik sıkıntılar, yapısal koşulların bir sonucu olarak değil, bireysel zihniyet meselesi olarak ele alınmaktadır.
Araştırma, kavramsal eleştiriyi fitness rutinlerine katılan genç yetişkinlerle yapılan yarı yapılandırılmış nitel görüşmelerin tematik analiziyle birleştirmektedir. Görüşmeler aracılığıyla katılımcıların öz-denetim, nicelleştirme ve tüketim pratikleri üzerinden wellness normlarını nasıl içselleştirdikleri; bedeni ve duyguları ölçülebilir, geliştirilebilir varlıklar olarak nasıl konumlandırdıkları incelenmektedir. Katılımcıların deneyimleri, wellness’a ulaşmanın bir görev ve kimlik olarak ahlaki bir baskıya dönüştüğünü; tükenmişlik, kaygı ve yabancılaşma gibi sorunların sistemik nedenlerini ise görünmez kıldığını ortaya koymaktadır.
Çalışma, wellness endüstrisinin çoğu zaman zararsız ya da güçlendirici bir alan gibi görünmesine rağmen, neoliberal kontrolün incelikli bir aygıtı olarak işlediği sonucuna varmaktadır. Bu endüstri, duygusal iyi oluşu pazarlanabilir bir metaya dönüştürerek ve sıkıntıyı aşırı bireyselleştirme yoluyla depolitize ederek hem bedenleri hem de zihinleri disipline etmektedir. Araştırma, wellness kültürü içindeki gizli iktidar mekanizmalarını açığa çıkararak ruh sağlığının yeniden politikleştirilmesi ve iyi oluşun özel bir sorumluluk değil, kamusal ve yapısal bir mesele olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulamaktadır.